Cepte ilk numara taşındı

Ağustos 21, 2008

Cepte ilk numara taşındı !Avea, 3 operatörün katılımıyla gerçekleşen test çalışmalarında ilk numaranın operatörler arasında başarıyla taşındığını bildirdi.

Avea’dan yapılan yazılı açıklamada, abonelerin numaralarını başındaki kodu ile birlikte tercih ettikleri operatöre taşıyabilmeleri anlamına gelen numara taşınabilirliğinin etkin bir şekilde uygulanması konusunda Avea’nın, çalışmalarına devam ettiği belirtildi.

Bu doğrultuda 3 operatörün katılımıyla gerçekleşen test çalışmalarında ilk numaranın operatörler arasında başarıyla taşındığı bildirildi.

Avea Regülasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Cengiz Anık, değerlendirmesinde, yaptıkları testlerin, altyapıları ve merkezi veri tabanı sayesinde taşıma sürecinin başlayacağı 9 Kasım 2008 itibariyle abonelerinin, sorun yaşamadan işlemlerini sağlıklı bir şekilde yaptırabileceğini gösterdiğini kaydetti.

Açıklamada, numara taşınabilirliğinin hayata geçtiği andan itibaren abonelerin 5 aşamalı bir süreçten geçeceği ifade edildi.

AA


Ya ABD gemileri Rusya’yı vurursa

Ağustos 21, 2008
Ya ABD gemileri Rusya'yı vurursa! 
ABD’nin insani yardım amacıyla hastane tipinde iki savaş gemisini Türkiye üzerinden Gürcistan’a göndermek istemesi akıllara Osmanlı Devleti’ni 1. dünya savaşına girmesine sebep olan iki gemiyi akla getirdi . ABD savaş gemilerinin insani yardım amacıyla hastane tipinde iki savaş gemisini Türkiye üzerinden Gürcistan’a göndermek istemesi akıllara Osmanlı Devleti’nin yıkılma dönemini başlatan Birinci Dünya Savaşı’ndaki “Yavuz ve Midilli” senaryosunu gündeme taşıdı. Türkiye’nin giderek dünyada bir enerji dağıtım merkezi haline gelecek olması bölge ile ilgili endişeleri daha da arttırıyor.
 
Türkiye’deki makamların şu ana kadar doğrulamasa da ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Robert Wood, iki savaş gemisinin Boğazlar’dan geçerek Karadeniz’e açılması ve Gürcistan’a gönderilmesi konusunda Ankara’nın izin verdiğini açıkladı. ABD Dışişleri Bakanlığı konuyla ilgili tarih ve savaş gemilerinin tam olarak mahiyeti hakkında bilgi vermekten kaçındı.
 
“Gemilerle ilgili şüpheler artıyor”
 
AS Haber Ajansı’nın (asha) bildirdiğine göre, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wood’un “Türkiye ile beraber Montrö Anlaşması çerçevesinde insani yardım ulaştırılmasını sağlamak istiyoruz” deyip 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nde belirtilen tonaj miktarının çok fazla olacağını söylememesi açıklamaya yönelik şüpheleri beraberinde getirdi. Ayrıca Robert Wood’un, Gürcistan’da doğu ile batı arasındaki ulaşım koridorunun şimdi operasyonel hale geldiğini vurgulaması dikkat çekti. Wood, daha önce söz konusu hastane gemileri USN Mercy ve USN Comfort gemilerinin, insani yardımın ulaştırılmasında kullanılmayacağını dile getirmişti.
 
“1 Mart Tezkeresi korkusu mu?”
 
Bu arada Ankara’nın ABD savaş gemilerine izin vermemesi durumunda ikinci “1 Mart Tezkeresi” olayının yaşanabileceği endişesiyle gemilere izin verdiği bildiriliyor. asha’nın haberine göre konuya yorum getiren yetkililer, “Gürcistan ve Ukrayna’nın ABD himayesi altına alınması ile Rusya’nın Karadeniz’e iyice sıkıştırılması olduğunu tahmin etmekteyiz. Son günlerde ısınan bölgemizdeki gelişmeleri sıraladığımızda ne derece büyük ve riskli bir oyun oynandığının daha iyi anlaşılabileceğini görmek gerekiyor” değerlendirmesinde bulunuyor.
 
“Gürcistan olayına ‘tezgah’ yaklaşımı”
 
Analistler Gürcistan olayını yorumlarken Gürcistan’ın büyük bir olasılıkla ABD’nin onayı ile Güney Osetya’ya saldırdığını, Rusya’nın da bunu savaş sebebi sayıp Gürcistan’a girdiğini ifade ediyorlar. asha’nın haberine göre analistlerin konuyla ilgili yorumları şöyle:
 
“ABD, Rusya’nın masum insanları yok ettiğini ve bağımsız bir ülkenin topraklarını işgal ederek ölçüsüz bir güç kullandığını açıkladı. NATO Rusya ile ilişkilerin artık eskisi gibi olamayacağı yolunda açıklamaya destek verdi. Bu sırada İran Cumhurbaşkanı Ahmedi Necat Türkiye’yi resmi olmayan bir ziyaret gerçekleştirdi. Ancak beklenen doğalgaz anlaşması ABD’nin empozesi üzerine imzalanamadı. Bu ziyaret sırasında İran’ın BM kararlarına uyması ve uranyum zenginleştirme projesinin bir şekilde askıya alınmasının en doğru bir adım olacağı vurgulandı. Şimdi Gürcistan’da gerekli hakimiyeti sağlayamayan ABD, farklı bir metotla bölgeye ulaşmayı deniyor. Ancak bu deneme tehlikeli bir deneme. Türkiye’nin başı belaya girebilir. Ankara çok dikkatli olmalı”
 
“Yavuz ve Midilli olayı nedir?”
 
Yavuz ve Midilli aslında Goeben ve Breslau adlı iki Alman savaş kruvazörü. Haziran 1914 başlangıcında, Goeben Hayfa’da, Breslau, Arnavutluk tahtına seçilen Alman prenslerinden David’i desteklemek amacıyla öteki büyük Avrupa Devletleri ile birlikte, Dranç limanında bulunuyordu. Avusturya veliahdının öldürülmesi ile siyasal durumun gerginleşmesi üzerine Goeben Pola limanına gitti. Orada görevini Moltke muharebe kruvazörüne devredecekti ancak şartlar elvermedi. Breslau ile Brindizi açıklarında buluştu, İtalya’nın Messina limanına girdi. Geoben Albay Akerman, Breslau ise Yarbay Kefler’in komutasında idi. Bu iki gemiye Amiral Souchan komuta ediyordu.
 
Amiral Souchan Messina Boğazı’ndan gizlice çıkarak, Korsika ile Sardunya arasındaki Bonifacio Boğazına yol verdi. Her an Fransa ile harbin başladığı haberini bekliyordu. Beklenen telsiz haberi geldi. Breslau Bon limanını, Goeben Philippeville limanını bombaladılar. Daha sonra iki gemi buluşarak Messina limanına yol verdiler. Messina’dan çıkışı ile Çanakkale Boğazı’na girinceye kadar yapılan harekatı Amiral Souchan yönetti.
 
“İngilizler iki geminin peşinde”
 
Bir Ağustos gecesi donanmasıyla Malta’dan hareket eden İngiliz Amirali Milne, Alman gemilerinin peşine düştü. Üç günlük sürekli bir kovalamacadan sonra gemileri elden kaçırdı. Alman gemileri 10 Ağustos’ta Boğaz’dan içeri girerek Çanakkale önüne demirlediği halde İngiliz Donanması ancak ertesi sabah Boğaz
önüne gelebildi. Kendisine izin verilmeyen Milne, Çanakkale Boğazı’nı zorlamak istedi. O zamanın ABD Büyükelçisi Morgenthau anılarında “Eğer Osmanlı, İngilizler’e izin verip Alman gemileri batırılsaydı Türkiye Birinci Dünya Savaşı’na girmezdi” yorumu dikkat çeker.
 
“Osmanlı gemileri satın aldı”
 
Gemilerin daha sonra Osmanlı tarafından satın alındığı belirtilerek kriz yatıştırılmaya çalışılır. Belgelere göre iki gemi halktan toplanan para ile 7.5 milyon İngiliz lirasına mal oldu. 16 Ağustos 1914 günü Goeben gemisi “Yavuz Sultan Selim”, Breslau, “Midilli” adını alarak Türk bayrağı çektiler ve Alman mürettebat başlarına birer kırmızı fes giydiler. Boğazlardan geçmek isteyen Fransız ve İngiliz ticaret gemileri durdurularak, Kilitbahir ve Çimenlik arasına demirletildiler. Böylece Osmanlı Savaş Gemileri Alman Amirali Souchon’un yönetimine teslim edildi. Bu tarihlerde, alman ordularının Doğu ve Batı Cephelerinde başarısızlığa uğraması, Almanların, Türkiye’yi biran önce harbe sürüklemek için, gittikçe artan ısrarlarına neden oluyordu.
 
“Osmanlı değil, Almanlar Rusları bombaladı”
 
20 Eylül’de Breslau ve üç torpidobot İstanbul Boğazı’nı geçtiler. Amiral Souchan komutasındaki tüm filo, Marmara Denizi’nde yapılması mümkün olmayan atışları yapmak bahanesi ile gerçekte Rus savaş gemilerine rastlamak ümidi ile Anadolu’nun kuzey kıyısına gittiler. Yavuz ve Midilli, Rusya’nın Sivastopol, Odesa ve Theodosia şehirlerini top ateşine tuttular. 29 Ekim’de bir telsiz haberi Osmanlı bakanlarına, Karadeniz’de tatbikat yapan Türk – Alman Deniz Kuvvetlerine Rus filosunun alçakça taarruz ettiğini ve buna misilleme olarak bazı limanların bombalandığını haber verdi. Osmanlı yıkılışının adımını böylece başlatmış oldu.
(asha)

Diyasporadan bağımsızlık mektubu

Ağustos 21, 2008

Gürcistan’ın Güney Osetya’ya yönelik operasyonuna müdahale eden Rusya’ya, Türkiye’deki Kafkas dernekleri ortak bir mektup gönderdi ve Abhazya ile Osetya’nın bağımsızlığının tanımasını istedi.

Türkiye’deki çok sayıda Kafkas derneğinin üst kuruluşu olan Kafkas Dernekleri Federasyonu Başkanı Cihan Candemir Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dmitry Anatolyevich Medvedev’e bir mektup yazarak, “Türkiye’deki Kafkas diasporası olarak şahsınızda Rusya Federasyonundan beklentimiz Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarını tanımanızdır” dedi. Bağımsızlık yolunda Güney Osetya ve Abhazya hükümetlerinin alacakları tüm kararları diaspora olarak desteklediklerini ifade eden Candemir, Gürcistan ordusunun 8 Ağustos 2008 günü Güney Osetya’ya yaptığı operasyonu “soykırım ve etnik temizlik” olarak nitelendirdi. Söz konusu operasyonun Türkiye’de yaşayan 7 milyonluk Kuzey Kafkasya diasporası tarafından büyük bir kaygı ve endişe ile izlendiğini kaydeden Cihan Candemir, Türkiye’nin her bölgesinde örgütlü olan 56 Kafkas derneğinin oluşturduğu Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun Osetya ve Abhaz halklarına yönelik saldırı karşısında çeşitli ortamlarda tepkilerini dile getirdiklerini belirtti.


Temel futbol spikeri olursa

Ağustos 21, 2008

Temel futbol spikeri olursa...Turkcell Süper Lig’de 20′nin üzerinde yaptığı transferlerle sezona iddialı bir şekilde girecek olan Trabzonspor, ‘Temel’in de ilgisini çekti!

Trabzon’da yayın yapan yerel Kuzey Ekspres Gazetesi’nde günlük olarak karikatür sayfası hazırlayan Tamer Küçük, Temel’in gözüyle Trabzonspor’u analiz ederken, okuyucularını da güldürüyor.

Tamer Küçük, Trabzonspor’un bu sezon şampiyonluğun en güçlü adaylarından biri olduğunu savunarak, ”Temel de bunu duymuş. Hemen işe koyulmuş. Spor muhabiri olarak Trabzonspor hakkında yorumlar yapmaya başladı” dedi.

Temel karakterinin özellikle Karadeniz ve Trabzon için çok önemli bir simge olduğunu kaydeden Küçük, Temel’in ince esprileriyle bu sezon Trabzonspor’un tüm maçlarını analiz edeceğini söyledi.

Küçük, Temel’in yorum yapmaya başladığı bir haftada okuyuculardan çok olumlu tepkiler aldığını belirterek, Temel’in Trabzonspor’un tüm maçlarında gözden kaçan ayrıntıları ve detayları aktaracağını kaydetti.

Temel’in önümüzdeki haftalarda gazetedeki köşesinde spor programı da yapmaya başlayacağını ifade eden Küçük, ”Temel’in spor programında konukları Cemal ve İdris olacak. Bu üçlü her hafta sonu programlarında maçları analiz edecek” diye konuştu.

”YANLIŞLUKLA AFGANİSTAN’A GİTMİŞUM”

Trabzonspor’un Almanya’daki kampına gitmek üzere Trabzon’dan ayrılmasıyla birlikte Temel’in spor muhabirliği başlarken, Temel’in geçen hafta tamamlanan Almanya kampına ilişkin haberi şöyle:

”Uşaklar bildiğunuz gibi değil. Almanya yerine yanlışlukla Afganistan’a gitmişum. Afganistan’dan ayrıldım ama neriye geldiğumi, ne yaptuğumi ben bile bilmiyirum. O yüzden ben size bir kaç gün bişe bildirmiyeceğum. Ben bişe edup Türkiye‘ye döneceğum ve maçların başlamasiyle birlukte sizlere Trabzonsporumizi yorumlaycim.”

”BRUGGE MAÇINI HATAY SINIRLARI İÇİNDE PÜR DİKKAT İZLEDİM”

Daha sonra Afganistan’dan Türkiye’ye gelen Temel, İstanbul’da oynanan Brugge hazırlık maçını da ”Hatay”dan şöyle aktardı:

”Her ne kadar Almanya’ya hazirluk kampina gidiyken, Afganistan’a, oradan da bilmeduğum bir sürü yere gidup sonunda Türkiye’ye giriş yaptıysam da Trabzonspor’u takip etmeye devam ediyrim. Hatay sinirlari içinde maçi sizun için pür dikkat izledum. İzleduğum ve gördüğum kadariyla Olimpiyat Sitadi bu güne kadar görmeduğu kalabaluğu gördi. Hazurluk maçi olmasuna rağmen Trabzonspor’un büyükluğunun bir göstergesiydi bu. Ula Milan-Liverpul maçında bile böyle galabaluk yokudi.”

DAKİKA DAKİKA TRABZONSPOR-BRUGGE MAÇI

Trabzonspor’un Gineli oyuncusu Yattara’nın futbolunu, ”Yattara, adamın sağından atıp solindan Mecidiyeköy, Karaköy yapıp tekrar Olimpiyat Sitadina girip topi aldi” şeklinde aktaran Temel, bu kısa yorumundan sonra maçı dakika dakika şöyle yorumladı:

4. dakika, Yattara bi firikik kullandi, topi üst ağlardan geçirip gol yapmak istedi ama beceremedi.

18. dakika, Yattara topi aldi milleti gatliya gatliya gitti bi vurdi galeci atlayip dışari çikardi. (Ben de masadaki bütün pardakleri kırdım az daha dayak yiydim)

49. dakika, adamlar soldan bir orta yapti, bizum kaleci Tolga top yerine havaya bi yumruk savurdi, top kornere çıkti. Kornerden gelen topa gene çıkti, havaya attuğu yumruğu beğenmediki gene havaya yumruk savurdi, adam bir kafayi çakti gol. Hakem goli saymadi, niye saymadi vallahi anlamadum.

66. dakika, Yattara topi aldi gıvırtamalarina başladi. Ula bi keyif aliyrim bi keyif aliyrum ki. Ula o da ne bi ortaladi az önce kaleciyi sakatliyan Umut bi kafa çakti, kaleci uzanmasina rağmen top filelere girdi. Gol ula gool. 1-0 öne geçtuk.

73. dadika, gene sahnede Umut var. Yattara’dan alduğu topla kaleyle arasındaki masafe azecuk bişe, top yerine çimenlere tekme atti, çimenler az daha gol oliykan top korner bayrağının ordan auta gitti. Neyse, maçı 1-0 yenduk.

AA


Siz konuşacaksınız, Word yazacak !

Ağustos 21, 2008

Siz konuşacaksınız, Word yazacak !Siz Word’ü açacaksınız, konuşacaksınız o yazacak. Ürün Ekim’de piyasada…

Intel Türkiye Genel Müdürü Çiğdem Ertem, yazılım şirketi CTD’nin, Intel’in en son teknolojilerini kullanarak artık Türkçe konuşmayı bilgisayarlara aktarabileceğini bildirdi.

Intel’in 40. yılı dolayısıyla düzenlenen toplantıda konuşan Ertem, 40 yılın birikimini en iyi biçimde özümseyen ve Intel’in en aktif ülke organizasyonlarından biri olan Intel Türkiye ofisinin, 11 yıldır kendi bünyesinde geliştirdiği ve Intel’in global organizasyonu tarafından örnek alınan çok sayıda sosyal projeye imza attığını söyledi.

Ertem, Türkiye’de bilgisayar satışları konusunda ikinci çeyrek içerisinde oldukça yavaş bir pazarla karşılaştıklarını ifade ederek, ”Normalde bu yılın ilk çeyreği çok hızlı başlamıştı. Büyüyen bir pazar var. Son çeyrekte ise toparlayacağını düşünüyoruz” dedi.

Türkiye’de bilgisayar sektörünün her yıl yüzde 20 büyümeyle gideceğini tahmin ettiklerini belirten Ertem, Intel’in, Türkiye’nin 2012 yılında Avrupa’nın 5. ülkesi olacağını düşündüğünü kaydetti.

Yazılım firmalarını doğru teknolojiler kullanmaya yönlendirdiklerini ve yazılım şirketi CTD’nin, konuşma ve tanıma üzerine çalıştığını anlatan Ertem, şöyle dedi:

”Hep bir hayalimiz vardı; biz konuşacağız, bilgisayar yazacak. Artık bu gerçek olacak. Bizim en son teknolojilerle, geliştirdiğimiz ürünlerle performans o kadar arttı ki CTD, şu anda yeni bir ürün sunuyor. CTD, bizim en son teknolojilerimizi kullanarak artık Türkçe konuşmayı bilgisayarlara aktarabilecek. Siz Word’ü açacaksınız, konuşacaksınız, o yazacak.

Eylül veya Ekim aylarında Türkiye’deki tekno marketlerde bu ürünü görebileceksiniz. Türkiye’de bunu ilk defa yapan bir şirket var. Yakında bir kaç farklı dile çevirerek yapacak, Türkçe konuşacaksınız, İngilizce yazacak, onun için de çalışıyorlar. Bu şirket, diğer dilleri de buna ilave ederek, Türkiye’den Intel bünyesinde dünyaya yayılacak. Intel, bu tip iyi yazılımları bulduğu zaman dünyaya satışına destek olmaya çalışıyor, kataloğunda yer vererek satılmasını sağlıyor.”

”İÇERİK KONUSU, TÜRKİYE’NİN KANAYAN YARASI”

Çiğdem Ertem, yazılım sektörünün gelişmesinin bilişim teknolojilerinin ilerlemesi açısından çok önemli olduğunu vurgulayarak, içerik tarafına yoğunlaştıklarını, içerik konusunun ”Türkiye’nin kanayan yarası” olduğunu, yeterince içerik bulunmadığını, son dönemde sosyal paylaşım ortamlarının gelişmesiyle Türkiye’nin önünde güzel bir fırsatın açıldığını söyledi.

Türkiye’de lap top kullanımının arttığına da dikkat çeken Ertem, ”Çok yakın zamanda eşit hale gelecek” dedi.

Intel Türkiye, Orta Doğu ve Afrika Bölge Direktörü Ayşegül İldeniz de, kimyacı ve fizikçi Gordon E. Moore ile fizikçi ve entegre devrenin kaşiflerinden Robert Noyce tarafından ABD’nin Kaliforniya eyaletinin Santa Clara kentinde kurulan Intel’in, insanların ve toplumların gelişmesinde önemli etkileri olan ürün ve teknolojilerle dolu 40 yılı geride bıraktığını hatırlattı.

İldeniz, Intel’in dünyanın ”en” yenilikçi ve ”lider” teknoloji şirketi olduğunu savunarak, şirketin topluma etkisinin sadece teknolojiyle sınırlı kalmadığını, Intel’in 40 yıldır insanların çalışma ve sosyal ortamlarındaki yaşam kalitesini artırmaya yönelik yeni teknoloji ve ürünler geliştirdiğini anlattı.

Türkiye’nin, bir kaç yıl önce teknoloji endeksinde 52. sırada iken, 42. sıraya yükseldiğini, 20′li sıraları görmeyi umduklarını ifade eden İldeniz, Türkiye’nin, ilerlediğini, teknoloji adapte etmeye, insanının denemeye meraklı, dinamik bir ülke olduğunu vurguladı.

Ayşegül İldeniz, ”Biz işimizi giderek büyütüyoruz. Dünyayı, bulunduğumuz ülkeleri, insanları, hayatı değiştiriyoruz” dedi

AA


Bombalı saldırıya bayraklı cevap

Ağustos 21, 2008

Bombalı saldırıya bayraklı cevapİzmir’de meydana gelen patlamada çok sayıda evin camının kırıldığı görülürken, vatandaşlar olayın ardından balkonlarına Türk bayrakları astı.

İzmir’in Konak ilçesinde meydana gelen ve biri albay 3 asker ile 8 polisin yaralanmasına yol açan patlamanın etkisiyle çevredeki evlerin de hasar gördüğü, çok sayıda evin camının kırıldığı görüldü.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre patlama, park halindeki otomobile yerleştirilen patlayıcının, havalimanında görevli polisleri taşıyan midibüs ile orduevine ait otomobilin Yeşillik Caddesi’nden geçtiği sırada uzaktan kumanda ile ateşlenmesi sonucu meydana geldi.

Midibüsteki polisler ile askeri araçta bulunan bir albay ile iki erin yaralanmasına neden olan patlamanın ardından polis ekipleri bölgede geniş güvenlik önlemi aldı.

Başka patlayıcı olabileceği ihtimalini değerlendiren polis, özel eğitilmiş köpeklerle bölgede arama yapıyor.

Çevredeki evlerde hasar meydana geldiği ve çok sayıda evin camının kırıldığı görülürken, vatandaşlar olayın ardından balkonlarına Türk bayrakları astı.

GÖRGÜ TANIĞI ŞOFÖR

Patlamaya tanık olan 35 DHT 08 plakalı belediye otobüsünün şoförü Ramazan Özdemircan, AA muhabirine olayın, aracının 25-30 metre önünde meydana geldiğini anlattı.

Özdemircan, patlamanın meydana geldiği araçtan çevreye yayılan parçalardan otobüsün camının kırıldığını, bu sırada kendisinin de başından hafif şekilde yaralandığını, olaydan sonra otobüsteki yolcuların tahliye edildiğini kaydetti.


Bombalı saldırıya bayraklı cevap

Ağustos 21, 2008

Bombalı saldırıya bayraklı cevapİzmir’de meydana gelen patlamada çok sayıda evin camının kırıldığı görülürken, vatandaşlar olayın ardından balkonlarına Türk bayrakları astı.

İzmir’in Konak ilçesinde meydana gelen ve biri albay 3 asker ile 8 polisin yaralanmasına yol açan patlamanın etkisiyle çevredeki evlerin de hasar gördüğü, çok sayıda evin camının kırıldığı görüldü.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre patlama, park halindeki otomobile yerleştirilen patlayıcının, havalimanında görevli polisleri taşıyan midibüs ile orduevine ait otomobilin Yeşillik Caddesi’nden geçtiği sırada uzaktan kumanda ile ateşlenmesi sonucu meydana geldi.

Midibüsteki polisler ile askeri araçta bulunan bir albay ile iki erin yaralanmasına neden olan patlamanın ardından polis ekipleri bölgede geniş güvenlik önlemi aldı.

Başka patlayıcı olabileceği ihtimalini değerlendiren polis, özel eğitilmiş köpeklerle bölgede arama yapıyor.

Çevredeki evlerde hasar meydana geldiği ve çok sayıda evin camının kırıldığı görülürken, vatandaşlar olayın ardından balkonlarına Türk bayrakları astı.

GÖRGÜ TANIĞI ŞOFÖR

Patlamaya tanık olan 35 DHT 08 plakalı belediye otobüsünün şoförü Ramazan Özdemircan, AA muhabirine olayın, aracının 25-30 metre önünde meydana geldiğini anlattı.

Özdemircan, patlamanın meydana geldiği araçtan çevreye yayılan parçalardan otobüsün camının kırıldığını, bu sırada kendisinin de başından hafif şekilde yaralandığını, olaydan sonra otobüsteki yolcuların tahliye edildiğini kaydetti.


Sen konuş bilgisayar yazsın

Ağustos 21, 2008

intel Türkiye Genel Müdürü Çiğdem Ertem, yazılım şirketi CTD’nin, Intel’in en son teknolojilerini kullanarak artık Türkçe konuşmayı bilgisayarlara aktarabileceğini bildirdi.

Intel’in 40. yılı dolayısıyla düzenlenen toplantıda konuşan Ertem, 40 yılın birikimini en iyi biçimde özümseyen ve Intel’in en aktif ülke organizasyonlarından biri olan Intel Türkiye ofisinin, 11 yıldır kendi bünyesinde geliştirdiği ve Intel’in global organizasyonu tarafından örnek alınan çok sayıda sosyal projeye imza attığını söyledi.

Ertem, Türkiye’de bilgisayar satışları konusunda ikinci çeyrek içerisinde oldukça yavaş bir pazarla karşılaştıklarını ifade ederek, ”Normalde bu yılın ilk çeyreği çok hızlı başlamıştı. Büyüyen bir pazar var. Son çeyrekte ise toparlayacağını düşünüyoruz” dedi.

Türkiye’de bilgisayar sektörünün her yıl yüzde 20 büyümeyle gideceğini tahmin ettiklerini belirten Ertem, Intel’in, Türkiye’nin 2012 yılında Avrupa’nın 5. ülkesi olacağını düşündüğünü kaydetti.

Yazılım firmalarını doğru teknolojiler kullanmaya yönlendirdiklerini ve yazılım şirketi CTD’nin, konuşma ve tanıma üzerine çalıştığını anlatan Ertem, şöyle dedi:

”Hep bir hayalimiz vardı; biz konuşacağız, bilgisayar yazacak. Artık bu gerçek olacak. Bizim en son teknolojilerle, geliştirdiğimiz ürünlerle performans o kadar arttı ki CTD, şu anda yeni bir ürün sunuyor. CTD, bizim en son teknolojilerimizi kullanarak artık Türkçe konuşmayı bilgisayarlara aktarabilecek. Siz Word’ü açacaksınız, konuşacaksınız, o yazacak.

Eylül veya Ekim aylarında Türkiye’deki tekno marketlerde bu ürünü görebileceksiniz. Türkiye’de bunu ilk defa yapan bir şirket var. Yakında bir kaç farklı dile çevirerek yapacak, Türkçe konuşacaksınız, İngilizce yazacak, onun için de çalışıyorlar. Bu şirket, diğer dilleri de buna ilave ederek, Türkiye’den Intel bünyesinde dünyaya yayılacak. Intel, bu tip iyi yazılımları bulduğu zaman dünyaya satışına destek olmaya çalışıyor, kataloğunda yer vererek satılmasını sağlıyor.”

-”İÇERİK KONUSU, TÜRKİYE’NİN KANAYAN YARASI”-

Çiğdem Ertem, yazılım sektörünün gelişmesinin bilişim teknolojilerinin ilerlemesi açısından çok önemli olduğunu vurgulayarak, içerik tarafına yoğunlaştıklarını, içerik konusunun ”Türkiye’nin kanayan yarası” olduğunu, yeterince içerik bulunmadığını, son dönemde sosyal paylaşım ortamlarının gelişmesiyle Türkiye’nin önünde güzel bir fırsatın açıldığını söyledi.

Türkiye’de lap top kullanımının arttığına da dikkat çeken Ertem, ”Çok yakın zamanda eşit hale gelecek” dedi.

Intel Türkiye, Orta Doğu ve Afrika Bölge Direktörü Ayşegül İldeniz de, kimyacı ve fizikçi Gordon E. Moore ile fizikçi ve entegre devrenin kaşiflerinden Robert Noyce tarafından ABD’nin Kaliforniya eyaletinin Santa Clara kentinde kurulan Intel’in, insanların ve toplumların gelişmesinde önemli etkileri olan ürün ve teknolojilerle dolu 40 yılı geride bıraktığını hatırlattı.

İldeniz, Intel’in dünyanın ”en” yenilikçi ve ”lider” teknoloji şirketi olduğunu savunarak, şirketin topluma etkisinin sadece teknolojiyle sınırlı kalmadığını, Intel’in 40 yıldır insanların çalışma ve sosyal ortamlarındaki yaşam kalitesini artırmaya yönelik yeni teknoloji ve ürünler geliştirdiğini anlattı.

Türkiye’nin, bir kaç yıl önce teknoloji endeksinde 52. sırada iken, 42. sıraya yükseldiğini, 20′li sıraları görmeyi umduklarını ifade eden İldeniz, Türkiye’nin, ilerlediğini, teknoloji adapte etmeye, insanının denemeye meraklı, dinamik bir ülke olduğunu vurguladı.

Ayşegül İldeniz, ”Biz işimizi giderek büyütüyoruz. Dünyayı, bulunduğumuz ülkeleri, insanları, hayatı değiştiriyoruz” dedi.


işte hezimetin sebepleri

Ağustos 21, 2008

İşte hezimetin sebepleri...Sabah yazarı Emre Aköz olimpiyat hezimetinin nedenlerini araştırdı.İşte o yazı…

Türkiye’de çok İrfan var!

Bir okurumuzla iddiaya girmiştik: Son dönemde satranca yapılan yatırımın meyvelerini beş altı yıl içinde toplamaya başlayacağımızı, Türkiye‘den de kalburüstü oyuncular çıkacağını söylemiştim.

Okurumuz ise karamsardı: Böyle bir şeyin olamayacağını, çünkü iddia edilenin aksine altyapının yetersiz kaldığını, yapılan işlerin göz boyama olduğunu ileri sürüyordu.

Ben umutluydum çünkü İş Bankası’nın sponsorluğunda, Antalya Kemer’de yapılan ve çeşitli yaşlardan bin (1000!) gencin (ve çocuğun) katıldığı şampiyonayı gıptayla izlemiştim.

Evet gıptayla! Çünkü onların yaşındayken satranç oynardım. Epey de iyiydim. Ancak çevremde; açılışları, stratejileri filan öğretecek, kısaca beni çalıştıracak, gelişmemi sağlayacak bir hoca yoktu. Satranç kitaplarını ise mumla arardık.

Şimdi öyle mi ya! Hoca var, kitap var, sponsor var. Ayrıca toplumun satranca yaklaşımı da değişti.

Benim zamanımda birçok veli, satranç oynuyor diye çocuğuna kızar, “Böyle boş işlere vakit harcayacağına, derslerine çalış” derdi. Satranca “kumar” muamelesi yapan da çoktu.

Değişimi görmek için turnuva salonlarının dışına göz atmak yeterli. Çocuklarının içeriden galibiyetle çıkmasını heyecanla bekliyor veliler.

İşte bu maddi ve manevi yatırımın sonuçları gelmeye başladı: Geçenlerde Singapur’da yapılan Okullar arası Dünya Şampiyonası’nda Vahap Şanal 11 yaş altında Dünya Şampiyonu oldu. Aynı kategoride Batuhan Daştan bronz madalya kazandı.

Milli Takım olarak da 11 yaş altında birinci gelirken, 13 yaş grubunda Dünya Üçüncüsü olduk.

Belli ki devamı da gelecek.

Hangi spor dalın olursa olsun; bu işler böyledir: Önce yatırım yapacaksın. Yani “para, emek ve zaman” harcayacaksın. Ardından yetenekli gençleri bulup çıkaracak, onları işinin ehli hocalara teslim edeceksin. Çalışacaklar!

Kuraldır: İşlenmiş yetenek, ham yeteneği yener!

Belki “ham yetenek” kısa vadede parlak başarılar elde edebilir ama uzun vadede zafer daima eğitilmiş yeteneğindir.

Çin’deki Olimpiyat Oyunları’nda ilk altın madalyamızı dün kazanabildik: Serbest güreşte Ramazan Şahin (66 kilo) zirveye çıktı.

Sevinçliyiz elbette ama bir o kadar da üzülüyoruz. Çünkü ekonomisi büyüyen, yani çeşitli spor dallarına daha fazla para, emek ve zaman yatırabilecek hale gelen Türkiye’nin durumu bu olmamalı.

Futboldaki yatırımın karşılığını nasıl almaya başladıksa, diğer sporlarda da aynı yaklaşıma sahip olmalıyız.

Belki hiçbir zaman 100 metrede Afrika’nın ve ABD’nin sırım vücutlu siyahi sporcularını geçemeyeceğiz.

Ama “ata sporu” dediğimiz güreşte, yatkın olduğumuz boksta ya ne bileyim mesela ciritte, okçulukta madalyaları toplar hale gelebiliriz.

Futbol ve basketbol gibi “medyatik” sporlardan yakınanlar var. “Yatırımlar oralara gidiyor, geriye bir şey kalmıyor” diyorlar.

O zaman birkaç “pilot branş” seçilebilir. Diyelim ki güreşe ya da voleybola ayrı bir önem verilir. Medyatik sporlardan arta kalan kaynaklar oralara aktarılır.

Hakkari Yüksekovalı İrfan Töreci bir yandan “tek koluyla” çobanlık yaptı, diğer yandan çalışarak Hacettepe Tıp Fakültesi’ni kazandı.

Türkiye, İrfanlarla dolu! Biraz yardımla onlar her zorluğun üstesinden gelir.

EMRE AKÖZ/SABAH


işte hezimetin sebepleri

Ağustos 21, 2008

İşte hezimetin sebepleri...Sabah yazarı Emre Aköz olimpiyat hezimetinin nedenlerini araştırdı.İşte o yazı…

Türkiye’de çok İrfan var!

Bir okurumuzla iddiaya girmiştik: Son dönemde satranca yapılan yatırımın meyvelerini beş altı yıl içinde toplamaya başlayacağımızı, Türkiye‘den de kalburüstü oyuncular çıkacağını söylemiştim.

Okurumuz ise karamsardı: Böyle bir şeyin olamayacağını, çünkü iddia edilenin aksine altyapının yetersiz kaldığını, yapılan işlerin göz boyama olduğunu ileri sürüyordu.

Ben umutluydum çünkü İş Bankası’nın sponsorluğunda, Antalya Kemer’de yapılan ve çeşitli yaşlardan bin (1000!) gencin (ve çocuğun) katıldığı şampiyonayı gıptayla izlemiştim.

Evet gıptayla! Çünkü onların yaşındayken satranç oynardım. Epey de iyiydim. Ancak çevremde; açılışları, stratejileri filan öğretecek, kısaca beni çalıştıracak, gelişmemi sağlayacak bir hoca yoktu. Satranç kitaplarını ise mumla arardık.

Şimdi öyle mi ya! Hoca var, kitap var, sponsor var. Ayrıca toplumun satranca yaklaşımı da değişti.

Benim zamanımda birçok veli, satranç oynuyor diye çocuğuna kızar, “Böyle boş işlere vakit harcayacağına, derslerine çalış” derdi. Satranca “kumar” muamelesi yapan da çoktu.

Değişimi görmek için turnuva salonlarının dışına göz atmak yeterli. Çocuklarının içeriden galibiyetle çıkmasını heyecanla bekliyor veliler.

İşte bu maddi ve manevi yatırımın sonuçları gelmeye başladı: Geçenlerde Singapur’da yapılan Okullar arası Dünya Şampiyonası’nda Vahap Şanal 11 yaş altında Dünya Şampiyonu oldu. Aynı kategoride Batuhan Daştan bronz madalya kazandı.

Milli Takım olarak da 11 yaş altında birinci gelirken, 13 yaş grubunda Dünya Üçüncüsü olduk.

Belli ki devamı da gelecek.

Hangi spor dalın olursa olsun; bu işler böyledir: Önce yatırım yapacaksın. Yani “para, emek ve zaman” harcayacaksın. Ardından yetenekli gençleri bulup çıkaracak, onları işinin ehli hocalara teslim edeceksin. Çalışacaklar!

Kuraldır: İşlenmiş yetenek, ham yeteneği yener!

Belki “ham yetenek” kısa vadede parlak başarılar elde edebilir ama uzun vadede zafer daima eğitilmiş yeteneğindir.

Çin’deki Olimpiyat Oyunları’nda ilk altın madalyamızı dün kazanabildik: Serbest güreşte Ramazan Şahin (66 kilo) zirveye çıktı.

Sevinçliyiz elbette ama bir o kadar da üzülüyoruz. Çünkü ekonomisi büyüyen, yani çeşitli spor dallarına daha fazla para, emek ve zaman yatırabilecek hale gelen Türkiye’nin durumu bu olmamalı.

Futboldaki yatırımın karşılığını nasıl almaya başladıksa, diğer sporlarda da aynı yaklaşıma sahip olmalıyız.

Belki hiçbir zaman 100 metrede Afrika’nın ve ABD’nin sırım vücutlu siyahi sporcularını geçemeyeceğiz.

Ama “ata sporu” dediğimiz güreşte, yatkın olduğumuz boksta ya ne bileyim mesela ciritte, okçulukta madalyaları toplar hale gelebiliriz.

Futbol ve basketbol gibi “medyatik” sporlardan yakınanlar var. “Yatırımlar oralara gidiyor, geriye bir şey kalmıyor” diyorlar.

O zaman birkaç “pilot branş” seçilebilir. Diyelim ki güreşe ya da voleybola ayrı bir önem verilir. Medyatik sporlardan arta kalan kaynaklar oralara aktarılır.

Hakkari Yüksekovalı İrfan Töreci bir yandan “tek koluyla” çobanlık yaptı, diğer yandan çalışarak Hacettepe Tıp Fakültesi’ni kazandı.

Türkiye, İrfanlarla dolu! Biraz yardımla onlar her zorluğun üstesinden gelir.

EMRE AKÖZ/SABAH