Fatih Terim gözyaşlarını tutamadı

Ağustos 20, 2008

Şili ile yaptığımız hazırlık maçı öncesi, geçtiğimiz aylarda vefat eden TFF Eski Başkanı Hasan Doğan için yapılşan saygı duruşunda gerek saha içinde gerekse de tribünlerde duygusal anlar yaşandı.

Milli Takım Teknik Direktörü Terim, saygı duruşu sırasında gözyaşlarını tutumadı.

Birçok oyuncunun da gözlerinin dolması, Hasan Doğan’a duyulan sevginin ne derece büyük olduğunu kanıtı oldu.

HABER 7


Türkiye, ABD hastane gemisi Comfort için net tavır

Ağustos 20, 2008
Türkiye, ABD hastane gemisi Comfort için ABD tarafından iletilen bir geçiş bildirimi bulunmadığını belirtirken İspanya, Almanya, Polonya örneklerini verdi.  Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, soru üzerine yaptığı yazılı açıklamada, şunları kaydetti:

“Daha önceki açıklamalarımızda da ifade edilmiş olduğu üzere, Gürcistan’a denizden ve havadan insani yardım göndermek isteyen ülkelerle işbirliği yapmaktayız.

Bu çerçevede, ABD’ye ait askeri hastane gemisi Comfort için Montrö Sözleşmesi bağlamında ABD’nin tarafımıza iletmiş olduğu bir geçiş bildirimi bulunmamaktadır.

Öte yandan, Montrö Sözleşmesi bağlamında İspanya, Almanya, Polonya ve ABD’ye ait askeri gemiler için Türk Boğazlarından önümüzdeki günlerde Karadeniz’e geçiş konusunda bildirimlerde bulunulmuştur.”

Haber7


Türkiye 1 Sili 0

Ağustos 20, 2008

TÜRKİYE 1-0 ŞİLİ

Milli Takım, 2010 Dünya Kupası elemeleri maçında Ermenistan karşılaşması öncesinde Şili’yi konuk etti. Özellikle ikinci yarısı çekişmeli geçen maçtan galip ayrıldık.

Stat: Kocaeli İsmetpaşa

Hakemler: Anastassios Kakos, Christos Akrivos, Dimitris Bersis (Yunanistan)

Türkiye: Volkan, Servet, Gökhan Zan, Selçuk, Gökhan Gönül, Semih, Mehmet Aurelio, Uğur, Tuncay, Kazım, Ayhan

Şili: Bravo, Carmona, Jara, Contreras, Cereceda, Vidal, Estrada, Fernandez, Sanchez, Suazo, Gonzalez

MAÇTAN DAKİKALAR:

12. dakikada sağdan Gökhan Gönül’ün ortasında, arka direkte Semih istediği kafa vuruşunu yapamadı ve meşin yuvarlak yandan auta gitti.

27. dakikada Tuncay’ın pasıyla ceza yayı önünde topla buluşan Semih’in bekletmeden sert vuruşunda, top üsten az farkla auta çıktı.

28. dakikada Şili önemli bir gol fırsatını değerlendiremedi. Sanchez’in pasıyla sağ kanatta hareketlenen Suazo’nun ortasında, ön direkte yakın mesafeden Vidal’in vuruşu kötü olunca, meşin yuvarlak üsten auta gitti.

36. dakikada Semih’in pasıyla hareketlenen Tuncay, defansta Carmona’yı da çalımladıktan sonra aşırtma bir vuruş denerken, meşin yuvarlak üsten auta gitti.

37. dakikada hızlı gelişen Türkiye atağında Semih bu kez ceza sahası önünde Aurelio’yu topla buluşturdu. Bu oyuncunun kaleciyle karşı karşıya sert vuruşunda ise top üsten az farkla auta çıktı.

Şili ekibinin sergilediği sert futbol dikkati çekerken, mücadelenin ilk yarısı 0-0 berabere sonuçlandı.

59. dakikada, Suazo ceza alanı içine kadar girerek Volkan’ı çalımlayarak topu kaleye gönderdi, Gökhan Zan son anda dokunarak golü önledi.

74. dakikada, Nuri Şahin’in pasında ceza sahasının solunda topla buluşan Halil, düzgün bir vuruş yaparak meşin yuvarlağı ağlara gönderdi. (1-0)

75. dakikada ceza alanı içinde yaşanan karambolde müsait pozisyonda topla buluşan Gökhan Ünal vuruşu yaptı ama top kaleci Bravo’da kaldı.

81. dakikada, Jean Beausejour’un sağdan ön direğe doğru ortasına Suazo kafayı vurdu. Volkan’ı geçen topu İbrahim Kaş çizgi üzerinden çıkardı

kullan83. dakikada, serbest vuruş kullanan Gökhan Ünal sert vurdu top üst direğe çarparak auta çıktı.

Maçta başka gol olmadı Türkiye, Şili’yi 1-0 mağlup etti.


Askerlik şubesine roketli saldırı

Ağustos 20, 2008

Hakkari’nin Yüksekova ilçesindeki askerlik şubesine, terör örgütü PKK mensuplarınca roketli saldırı düzenlendi.

Alınan bilgiye göre, teröristlerce Kışla Mahallesi’ndeki askerlik şubesine düzenlenen roketli saldırıda, maddi hasar meydana geldi.

Saldırıda, askerlik şubesinin camları kırıldı. Olayda can kaybının olmadığı, teröristlerin yakalanması için operasyon başlatıldığı bildirildi.

SamanyoluHaber


Rusya ABD’ye meydan okudu

Ağustos 20, 2008

Rusya ABD'ye meydan okuduRusya, ABD’nin füze kalkanı oluşturma planına mutlaka tepki göstereceğini ve bunu değişik yöntemlerle yapacağını bildirdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin doğu Avrupa ülkelerinde füze kalkanı oluşturma planına mutlaka tepki göstereceğini ve bu tepkinin de ‘’sadece diplomatik yöntemlerle” olmayacağı uyarısında bulundu.

Rusya Dışişleri Bakanlığının internet sayfasında yayımlanan açıklamada, ABD ve Polonya arasında bugün füze kalkanı anlaşması imzalandığı hatırlatılarak, Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev’in, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile 15 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında belirttiği gibi, bunun Rusya’ya karşı kurulduğunun son derece açık olduğu kaydedildi.

Avrupa’da siyasi ve askeri durumun gelişmesine rağmen, ABD’nin stratejik potansiyelinin Rusya sınırlarına doğru ilerlemeye devam ettiğine işaret edilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

”Çek Cumhuriyeti’ndeki radar sistemleri, ülkemizin tüm Avrupa bölümünü kapsayabilir. Polonya’daki uzun menzilli füzelerin ise Rusya’daki kıtalararası füzeler dışında hiçbir hedefi yok ve gelecekte de bunun dışında bir hedefi görülmüyor. ABD füze kalkanının, Avrupa’da genişletileceği ve modernize edileceği açıkça görülmekte. Amerikan yönetimi de bunu saklamıyor. Bu durumda Rusya sadece diplomatik yöntemlerden oluşmayan tepki vermek zorunda kalacak. ABD’nin dünyadaki stratejik dengeyi kendi lehinde değiştirerek, dünyadaki güvenlik ve istikrarın kuvvetlenmesini engelleme girişimi daha açık ve somut bir şekilde görülmektedir.”

Açıklamada, doğu Avrupa’daki füze kalkanının bulunduğu bölgeye ”Üçüncü Pozisyon Bölgesi” denilerek, ”Varşova anlaşmalarına Polonya topraklarında Amerikan Patriot sistemlerinin kurulması unsuru da dahildir. Tespitlerimize göre bunun İran’dan gelebilecek bir tehditle hiçbir ilgisi yok” görüşüne yer verildi.

ABD’nin “Avrupa’yı korkuttuğu” İran’da ne şimdi, ne de önümüzdeki yıllarda füze saldırısı geliştirebilecek bir tekniğin olmayacağı belirtilen açıklamada, ABD’nin uzun süre füze kalkanının kendilerine karşı olmadığına inandırmaya çalıştığı ve bu konuda tamamen şeffaf olacağı sözü verdiği kaydedildi. Rusya Dışişleri Bakanlığı, gerçekte ise durumun farklı olduğu ve Amerika’nın kendileri için pratik anlamı olan hiçbir sorumluluğu üstlenmeyeceği belirtilerek, ”önce verilen vaatlerden geri adım atılmakta. Ancak biz bu zor durumda diyalogdan kaçmadan ilgili tüm taraflarla çalışmayı sürdürmeye hazırız” ifadesi kullanıldı.

KALKAN VE AVRUPA GÜVENLİĞİ

ABD’ye karşı bundan sonra bu konuda ”en küçük bir güvenlerinin” olmayacağı kaydedilen açıklamada, şöyle devam edildi:

”Yalan niyet deklarasyonları ve vaatler değil, somut faaliyetler ve devletler arası hukuki bağlayıcılığı olan anlaşmalar dikkate alınacaktır. Bir ülkenin güvenliğinin yükseltilmesi amacıyla başka bir ülkenin güvenliğini tehlikeye atma girişi olmaması gerekir. Stratejik istikrar ve uluslararası güvenlik sistemi sadece karşılıklı ve eşit zeminlerde kurulabilir. Gerçek bir Rusya karşıtı potansiyele sahip Üçüncü Pozisyon Bölgesinin Avrupa’da kurulmasının, bu kıtanın güvenliğini yükseltmeyeceğinin altını ayrıca çizmek isteriz. Bu faaliyetler kıtayı ve başka bölgeleri silahlanma yarışına sürüklüyor, güvensizlik oluşturuyor ve bu da Rusya’nın seçimi değil.”

ABD ve Polonya arasındaki anlaşmanın şu anda imzalanmasının tesadüf olmadığı belirtilen açıklamada, Polonyalı yetkililerin Kafkasya’daki durumun bu anlaşmanın imzalanmasını hızlandırdığını açıkladıklarına işaret edildi.

Rusya’nın Avrupa’daki ABD füze kalkanına karşı görüşlerini açıkladığı bir dönemde Washington’ın, Gürcistan’ı silahlandırması ve bunun Rusya’ya karşı olmadığı şeklindeki beyanatlarını gözardı etmedikleri kaydedilen açıklamada, ”Şimdi Gürcistan yönetiminin düşüncesiz faaliyetleri sonucu Güney Osetya’da ve Rusya’da binlerce kişi zarar gördükten sonra, bu tip iddiaların gerçek değerinin ne olduğunu açıkça görüyoruz” ifadesine yer verildi.

AA


Tuhaf isteğe tokat gibi cevap

Ağustos 20, 2008

Tuhaf isteğe tokat gibi cevapAhmet Kekeç,Ertuğrul Özkök’ün Başbakan Erdoğan’a yaptığı ‘kadeh kaldırma’teklifine çok sert bir yazı ile karşılık verdi.

Bir insan hem haddini bilmez, hem cüretkár, hem de asgari nezaket kurallarından yoksun olunca, ortaya böyle bir ‘sonuç’ çıkıyor.

Bu ‘sonuç’un ismi Ertuğrul Özkök.

Dönüp kendisine bakması, ‘Ben ne biçim bir adamım? Neden bir tek sevenim bile yok ve esasında neye hizmet ediyorum? Bugüne kadar yaptıklarım en sert biçimde yüzüme vurulduğu, ne kıratta bir adam olduğum defalarca ortaya saçıldığı halde, hálá hangi yüzle insan içine çıkıp konuşabiliyorum?’ demesi gereken Ertuğrul Özkök, sosyolog yanını konuşturarak ortaya attığı saçmalığı aynı cüretkar üslubuyla devam ettiriyor.

Efendim, Türkiye’de gerginlik varmış.

Bu gerginliği Başbakan Erdoğan sona erdirebilirmiş?

Ne yapmalıymış?

Gidip içkili bir yerde vatandaşlara kadeh kaldırmalıymış.

Hayır, ille de içki içmesi gerekmezmiş. Elma suyundan da uzak durmalıymış; şarap sanabilirlermiş. Ayranı da, renginden dolayı rakıyla karıştırabilirlermiş.

Şöyle ‘taze sıkılmış bir portakal suyu’ da olabilirmiş.

Neden böyle bir şey yapmalıymış?

Çünkü şort giyiyormuş.

Şort giyen bir Başbakan, pekála içkili bir yere gidip kadeh de kaldırabilirmiş.

Bu tabloyu gören vatandaş, ister istemez, ‘Hmm, demek ki bunlar da bizim gibi yemek yiyormuş. Demek ki, zannettiğimiz gibi tehlike arzetmiyorlarmış’ diyecekmiş.

Dolayısıyla, memlekette gerginlik bitecek, sulh iklimi egemen olacakmış.

İşte bunları yazıyor, ‘Ben kimim ki? Ne hakla kendimi takdir makamında görüyorum?’ demesi gereken Ertuğrul Özkök…

Sonra da ‘mevzun cüretini’ sürdürüyor:

Beklemiş ama, Başbakan böyle bir harekette bulunmamış.

Birçok kişi merak ediyormuş.

Hatta yolda çevirip kendisine soruyorlarmış.

Başbakan ne zaman gidip kadeh kaldıracakmış?

Oysa, ‘kadeh kaldırmanın sadece sembolik anlamı’ varmış.

Bu sembolik jest Başbakana ağır geliyorsa, sadece o mekánlarda bulunması bile yeterliymiş…

Görüyorsunuz değil mi cüretin boyutlarını?

Bunu da, üstelik, ‘yüzde 53 adına’ talep ettiğini söylüyor.

Bence de Başbakan gitsin, kadeh kaldırsın, vatandaşlarla oturup yarenlik etsin, birilerinin omzuna dokunsun, içki içen insanlarla şakalaşsın.

Bunu da, ‘şort giyebildiği’ için değil, yapabildiği için yapsın…

İyi de, kendisini ‘olmayan’ gerginliğin tarafıymış gibi gösteren, yüzde 53 adına konuştuğunu söyleyerek cüretine bir de ‘haddini bilmezlik’ boyutunu ekleyen arkadaşa da ne oluyor?

Kim seni ‘temsil’ ve ‘takdir makamı’na oturttu?

Başkaları adına (bu ‘başkaları’ yüzde 53’e tekabül ediyor) konuşma hakkını nereden alıyorsun?

Bu ‘yüzde 47’ ve ‘yüzde 53’ oranları ‘yaşam tercihi farklılığı’na mı işaret ediyor?

Senin sosyolog yanın Türkiye’yi ve siyaseti böyle mi okuyor?

Peki, sosyolog yanın, neden sürekli maraza çıkaran, sürekli ‘huzursuzluğa’ oynayan, sürekli halkın seçtikleriyle ve değer tercihleriyle kavga eden ‘tahsisli’ kesimi göremiyor?

Kaldı ki, ne sıfatla Koskoca Başbakanı ‘samimiyet sınavı’na tabi tutabiliyorsun?

Bu ne aymazlık!

Hatta bu ne terbiyesizlik!

Madem gerginliğin bitmesini istiyorsun, K. Çelik kardeşimin de dediği gibi, neden Ramazan ayında bir akşam, bir iftar çadırına uğrayıp gariban halkımızla iftar etmeyi ve yan masadakilere dönüp ‘Afiyet olsun, Allah kabul etsin, Allah nice Ramazanlara eriştirsin’ demeyi düşünmüyorsun?

Bunu yap, bakalım ülkede gerginlik kalıyor mu?

AHMET KEKEÇ/STAR


Askerin namaz çağrısı batıya yapılsa

Ağustos 20, 2008
Askerin namaz çağrısı batıya yapılsa 
Genelkurmay’ın Doğu ve Güneydoğu’daki askerlere yönelik ‘Bayram namazına gidin’ çağrısını ele alan Ahmet Taşgetiren bu çağrıyı tartışmaya açtı.
İşte Taşgetiren’in yazısı:

Küçük büyük şeyler

Genelkurmay, Doğu-Güneydoğu’daki askerlere ‘Bayram namazına gidin’ çağrısı yapmış. Benzer bir tavsiye, tüm subaylara gönderilse, halk Cuma’da haki renkli giysilerle yanyana durabildiğini gözlese, Türkiye’de, toplumsal iklim çok değişecektir.

 

Küçük şeyleri çözemediğimiz için büyük sıkıntılar yaşıyoruz.

Cumhurbaşkanı Gül’ün oğlu Mehmet Emre Gül, iki yıl kadar önce okuduğu TED Koleji’nde müdire Melike Toklucu’ya “Sizden bir ricam olabilir mi?” diye başlayarak şunları söylemiş:

“Acaba, bana okulda ibadetimi yerine getirebileceğim bir yer tahsis edebilir misiniz?”

Müdire Melike Hanım’ın cevabı şu olmuş:

“Bu mümkün değil. Burası okul. Okulda böyle bir yer tahsis edemeyiz. Ayrıca senin okulda ibadet yapacak vaktin de olmaz. Okul programı yoğun. Eğer namaz kılmak için bir yer istiyorsan, bu eksikliği evde giderebilirsin, kazaları evde kılabilirsin ama okulda olmaz.” (Milliyet, Fikret Bila, Gül’ün oğlu TED’den mescit istedi mi? 13 Ağustos 2008)

Yani TED koleji ne Mehmet Emre’ye ne de onun gibi okul saatinde vakti gelen namazı kılmak isteyenlere bir yer tahsis etmemiş.

- ‘Namazı evde kılın, vakit geçmişse kaza edin’ demiş.

Müdire Melike Hanım’ın tavrı, bir Müslümanın inancını yaşama talebi konusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin genel yaklaşımı…

Farklı bir uygulama, söz konusu kişileri ’suçlu’ hâle bile getirebildiği için, bu davranışından dolayı yalnızca müdireyi suçlamak da faydasız.

Bir yakınımı biliyorum, lisede okurken Cuma vakitleri okuldan izin alamadığı için, arkadaşları ile birlikte dersten kaçmak zorunda kalıyordu.

O çocuklara ‘kaza et’ de denemezdi, çünkü Cuma namazının kazası olmazdı.

Bir başka tanıdığım, dil öğrenimi için gittiği Amerika’da, hocası tarafından şöyle uyarılmıştı.

- ‘İçinizde Müslüman öğrenciler var, biliyorum, dilerlerse Cuma namazına gidebilirler.’

Acaba lise öğrencisinin veya devlet memurunun Cuma namazına gidebileceği bir mesai düzenlemesi yapılsa laikliğin neresine ne olurdu?

Ya da okulda öğrenciler için ibadet yeri tahsis edilse…

Medyamız, liselerde bodrumda veya çatıda namaz kılan öğrenci avına çıkmıştı bir aralar. Böyle durumlarda laiklik fevkalade ihlal edilmiş oluyor, ilgili yöneticiler ve iktidar, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma yaftasını hak ediyordu.

Oysa küçücük jestlerdi beklenen…

İşte, Genelkurmay Başkanlığı Doğu – Güneydoğu’da yeni bir halkla ilişkiler çerçevesi oluşturup birliklere ulaştırmış.

Geçen hafta medyaya yansıdı. Tavsiye edilen davranış biçimleri şunlar:

* Bölge halkıyla doğal halinizle içten ve samimi konuşunuz.

* Bölge halkını hor görmeyiniz, onurlarını kırmayınız.

* Herkesle selamlaşınız, selam vermeden bir yere girmeyiniz.

* Yaşınız genç ise toplumun değer verdiği yaşlıların elini öpünüz.

* Bayanlara ölçülü ve hürmetkâr davranınız. Kadınların elini sıkmak için elinizi uzatmayınız.

* Erkekler varken kadınlarla mülakat yapmaya kalkmayınız.

* Bölge halkını hiçbir zaman terör örgütü sempatizanı gibi, ön yargılı değerlendirmeyiniz.

* Terör örgütünün bölgedeki faaliyetlerinden dolayı halkı sorumlu tutmayınız. Suç, ferdîdir.

* Vatandaşın malına zarar vermeyiniz. Yanlışlıkla verilen zararı ödeyiniz.

* Kadınların üstlerini siz aramayınız; bu iş için hemşire, öğretmen gibi güvenilen kadınlardan yardım isteyiniz.

* Çocukların yanında kesinlikle anne ve babalarına sert muamele ve hakaret etmeyiniz.

* Halkın ikramını kabul ediniz, ancak ölçülü davranınız.

* Hiçbir özel istekte bulunmayınız, şahsi çıkar sağlayan hediyeleri nezaketle reddediniz.

* Halkın ikram edeceği yiyecekleri hoşunuza gitmese de yemeye çalışınız.

* Bir cenazenin kaldırılmasında ve gömülmesinde yardımcı olunuz. Başsağlığı ziyaretleri yapınız.

* Bayram namazlarına gidiniz, bayram günleri ziyaretlerde bulununuz.

* Düğünlere gidiniz, hediye götürünüz.

* Fakir aile çocukları için toplu sünnet düğünleri düzenleyiniz.

* Şehit olmuş erleriniz için mevlit okutunuz ve köylüyü bu mevlide çağırmayı ihmal etmeyiniz.

* Ramazan aylarında köylünün davet edeceği iftar yemeklerine katılınız. Ayrıca siz de iftar yemekleri düzenleyerek sadece köyün ileri gelenlerini değil, fakir, kimsesiz kişileri de davet ediniz.

* Artan yemek ve ekmekleri çöpe dökmeyiniz. Bölge halkına ‘hayvan yemi’ olarak veriniz.

* Açık alanlarda içki içmeyiniz.

* Teröristlerin parçalanmış cesetlerini teşhir etmeyiniz. Bu tür davranışlar belki halkı korkutur, ama devleti de ’sevimli’ göstermez, ‘şefkatli’ olduğu imajını zedeler.

Bu davranış modellerinin özü, açıkça görüldüğü gibi ‘insanların gelenek, görenek ve inançlarına saygı’yı öne alıyor.

Böyle bir genelgeyi AK Parti iktidarı yayınlasa, Başsavcılık nezdinde ‘laiklik karşıtlığı’ için gerekçe olurdu hiç kuşkusuz.

Ama işte, Genelkurmay, bölge insanının, devletle sağlıklı ilişki kurabilmesi için bu hassasiyeti gerekli görüyor.

Aynı askeri iradenin, başörtüsü konusunda uzunca bir zaman toplum hassasiyeti ile çelişen tavırlar sergilediğini biliyoruz.

Şu anda devletin yargı erkinin, halkın en azından yarısının siyasi – sosyal – kültürel beklentilerini ifade eden iktidar partisi hakkında ‘laiklik karşıtı eylemlerin odağı’ suçlamasını karara bağladığını da biliyoruz.

İddianamedeki suçlamaları gördük, yarın gerekçeli kararda da ortaya çıkacak, Türkiye’de toplum hayatı açısından son derece normal olan davranışlar, laiklik karşıtlığının tescil belgesi olarak sayılıyor.

Ve tabii ki bu durum, Türkiye’nin en hareketli fay hattı olmaya devam ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin İslam’ı tamamen görmezden geldiği tabii ki söylenemez.

İslam, laik bir yapılanışa rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin özel önem verdiği bir dindir. Bunda da, devletin taa kuruluş safhasında, ana insan kaynağına yönelik değerlendirmelerin etkisi vardır.

Ama, devletin İslam’a verdiği bu önem, aynı zamanda ona ‘İslam’ı tanımlama’ hakkı tanıyor gibi de algılanmıştır.

‘İslam’ı tanımlamak’, ‘Müslümanın hayatında İslam’ın ne kadar yer alabileceği’ni tanımlamaya dönüşmüştür.

Bu da bir Müslüman için şablonlar belirlemek demektir.

Mesela;

- Cumaya gitsin ama içkisini de içsin…

Mesela;

- Kandili önemsesin ama, dilediği gibi eğlenme hakkı da elinden alınmasın…

Aslında Din’in elinde sopası yok. Din sadece kural koyar. O kurala uyar veya uymazsınız, uymanız veya uymamanıza göre ‘Din içindeki konumunuz’, yani ‘Dini gönderen kudret yanındaki yeriniz’ belli olur.

Özellikle laik bir ülkede, dine bağlı bir yaptırım söz konusu olmaz.

Ama bizde birileri, dinin, manevi yaptırımından da kurtulmak istiyor ve kendi kafasına göre din üretmeyi tercih ediyor. Bu da, din açısından sorun oluşturuyor.

Dinin dediği şu:

İçki içebilirsin, ama bu işin Din açısından günah olduğunu bil. Yaratıcı’ya inanıyorsan, O’nun da bundan hoşnut olmadığını unutma.

Hepsi bu.

Ama bu, içinde ‘Yaratıcıya inanç’ tohumu bulunanlar için az- buz bir sancı oluşturmuyor.

Öyleyse, boşuna, sancıya davetiye çıkarılmamalı.

Küçük jestlerle sorunsuz halledilecek şeyler, kangrene dönüştürülmemeli.

N’olur yani namaz kılacak öğrenciye bir yer tahsis edilse…

N’olur yani başörtüsü takmak isteyen öğrenciye mani olunmasa…

N’olur yani, dileyene, daha sağlıklı bir din kültürü ve eğitimi verilse…

N’olur yani, Cuma vakti namaza göre bir ders ve mesai düzenlemesi yapılsa…

Ya her din mensubu bunları isterse….

İstesin, onların talepleri de uygun şartlarda karşılanmaya çalışılsın…

Bir devlet, toplumun her kesiminin mutluluğunu sağlamaktan öte ne için vardır? Bir devletin misyonu neden, toplumun her kesimi ile problem çıkarmak, toplumun her kesimini yönetimdeki kadroların kafasına göre yeniden tanzim etmek olsun?

Genelkurmay Doğu-Güneydoğu’daki askerlere ‘Bayram namazına gidin’ çağrısı yapmış.

Ben bir generalin bir gazeteci ile mülakâtında, “General olduktan sonra bir subay Cuma namazına gitmekten endişe eder, çünkü bunun terfisine engel teşkil edebileceğini düşünür.” dediğini hatırlıyorum.

Genelkurmay, benzeri bir tavsiyeyi, ülkenin tüm bölgelerindeki subaylara gönderse, toplum artık Cuma’da – Bayram’da, camilerde, haki renkli giysilerle yanyana durabildiğini gözlese, Türkiye’de, toplumsal iklim adına çok şey değişecektir.


Askerin namaz çağrısı batıya yapılsa

Ağustos 20, 2008
Askerin namaz çağrısı batıya yapılsa 
Genelkurmay’ın Doğu ve Güneydoğu’daki askerlere yönelik ‘Bayram namazına gidin’ çağrısını ele alan Ahmet Taşgetiren bu çağrıyı tartışmaya açtı.
İşte Taşgetiren’in yazısı:

Küçük büyük şeyler

Genelkurmay, Doğu-Güneydoğu’daki askerlere ‘Bayram namazına gidin’ çağrısı yapmış. Benzer bir tavsiye, tüm subaylara gönderilse, halk Cuma’da haki renkli giysilerle yanyana durabildiğini gözlese, Türkiye’de, toplumsal iklim çok değişecektir.

 

Küçük şeyleri çözemediğimiz için büyük sıkıntılar yaşıyoruz.

Cumhurbaşkanı Gül’ün oğlu Mehmet Emre Gül, iki yıl kadar önce okuduğu TED Koleji’nde müdire Melike Toklucu’ya “Sizden bir ricam olabilir mi?” diye başlayarak şunları söylemiş:

“Acaba, bana okulda ibadetimi yerine getirebileceğim bir yer tahsis edebilir misiniz?”

Müdire Melike Hanım’ın cevabı şu olmuş:

“Bu mümkün değil. Burası okul. Okulda böyle bir yer tahsis edemeyiz. Ayrıca senin okulda ibadet yapacak vaktin de olmaz. Okul programı yoğun. Eğer namaz kılmak için bir yer istiyorsan, bu eksikliği evde giderebilirsin, kazaları evde kılabilirsin ama okulda olmaz.” (Milliyet, Fikret Bila, Gül’ün oğlu TED’den mescit istedi mi? 13 Ağustos 2008)

Yani TED koleji ne Mehmet Emre’ye ne de onun gibi okul saatinde vakti gelen namazı kılmak isteyenlere bir yer tahsis etmemiş.

- ‘Namazı evde kılın, vakit geçmişse kaza edin’ demiş.

Müdire Melike Hanım’ın tavrı, bir Müslümanın inancını yaşama talebi konusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin genel yaklaşımı…

Farklı bir uygulama, söz konusu kişileri ’suçlu’ hâle bile getirebildiği için, bu davranışından dolayı yalnızca müdireyi suçlamak da faydasız.

Bir yakınımı biliyorum, lisede okurken Cuma vakitleri okuldan izin alamadığı için, arkadaşları ile birlikte dersten kaçmak zorunda kalıyordu.

O çocuklara ‘kaza et’ de denemezdi, çünkü Cuma namazının kazası olmazdı.

Bir başka tanıdığım, dil öğrenimi için gittiği Amerika’da, hocası tarafından şöyle uyarılmıştı.

- ‘İçinizde Müslüman öğrenciler var, biliyorum, dilerlerse Cuma namazına gidebilirler.’

Acaba lise öğrencisinin veya devlet memurunun Cuma namazına gidebileceği bir mesai düzenlemesi yapılsa laikliğin neresine ne olurdu?

Ya da okulda öğrenciler için ibadet yeri tahsis edilse…

Medyamız, liselerde bodrumda veya çatıda namaz kılan öğrenci avına çıkmıştı bir aralar. Böyle durumlarda laiklik fevkalade ihlal edilmiş oluyor, ilgili yöneticiler ve iktidar, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma yaftasını hak ediyordu.

Oysa küçücük jestlerdi beklenen…

İşte, Genelkurmay Başkanlığı Doğu – Güneydoğu’da yeni bir halkla ilişkiler çerçevesi oluşturup birliklere ulaştırmış.

Geçen hafta medyaya yansıdı. Tavsiye edilen davranış biçimleri şunlar:

* Bölge halkıyla doğal halinizle içten ve samimi konuşunuz.

* Bölge halkını hor görmeyiniz, onurlarını kırmayınız.

* Herkesle selamlaşınız, selam vermeden bir yere girmeyiniz.

* Yaşınız genç ise toplumun değer verdiği yaşlıların elini öpünüz.

* Bayanlara ölçülü ve hürmetkâr davranınız. Kadınların elini sıkmak için elinizi uzatmayınız.

* Erkekler varken kadınlarla mülakat yapmaya kalkmayınız.

* Bölge halkını hiçbir zaman terör örgütü sempatizanı gibi, ön yargılı değerlendirmeyiniz.

* Terör örgütünün bölgedeki faaliyetlerinden dolayı halkı sorumlu tutmayınız. Suç, ferdîdir.

* Vatandaşın malına zarar vermeyiniz. Yanlışlıkla verilen zararı ödeyiniz.

* Kadınların üstlerini siz aramayınız; bu iş için hemşire, öğretmen gibi güvenilen kadınlardan yardım isteyiniz.

* Çocukların yanında kesinlikle anne ve babalarına sert muamele ve hakaret etmeyiniz.

* Halkın ikramını kabul ediniz, ancak ölçülü davranınız.

* Hiçbir özel istekte bulunmayınız, şahsi çıkar sağlayan hediyeleri nezaketle reddediniz.

* Halkın ikram edeceği yiyecekleri hoşunuza gitmese de yemeye çalışınız.

* Bir cenazenin kaldırılmasında ve gömülmesinde yardımcı olunuz. Başsağlığı ziyaretleri yapınız.

* Bayram namazlarına gidiniz, bayram günleri ziyaretlerde bulununuz.

* Düğünlere gidiniz, hediye götürünüz.

* Fakir aile çocukları için toplu sünnet düğünleri düzenleyiniz.

* Şehit olmuş erleriniz için mevlit okutunuz ve köylüyü bu mevlide çağırmayı ihmal etmeyiniz.

* Ramazan aylarında köylünün davet edeceği iftar yemeklerine katılınız. Ayrıca siz de iftar yemekleri düzenleyerek sadece köyün ileri gelenlerini değil, fakir, kimsesiz kişileri de davet ediniz.

* Artan yemek ve ekmekleri çöpe dökmeyiniz. Bölge halkına ‘hayvan yemi’ olarak veriniz.

* Açık alanlarda içki içmeyiniz.

* Teröristlerin parçalanmış cesetlerini teşhir etmeyiniz. Bu tür davranışlar belki halkı korkutur, ama devleti de ’sevimli’ göstermez, ‘şefkatli’ olduğu imajını zedeler.

Bu davranış modellerinin özü, açıkça görüldüğü gibi ‘insanların gelenek, görenek ve inançlarına saygı’yı öne alıyor.

Böyle bir genelgeyi AK Parti iktidarı yayınlasa, Başsavcılık nezdinde ‘laiklik karşıtlığı’ için gerekçe olurdu hiç kuşkusuz.

Ama işte, Genelkurmay, bölge insanının, devletle sağlıklı ilişki kurabilmesi için bu hassasiyeti gerekli görüyor.

Aynı askeri iradenin, başörtüsü konusunda uzunca bir zaman toplum hassasiyeti ile çelişen tavırlar sergilediğini biliyoruz.

Şu anda devletin yargı erkinin, halkın en azından yarısının siyasi – sosyal – kültürel beklentilerini ifade eden iktidar partisi hakkında ‘laiklik karşıtı eylemlerin odağı’ suçlamasını karara bağladığını da biliyoruz.

İddianamedeki suçlamaları gördük, yarın gerekçeli kararda da ortaya çıkacak, Türkiye’de toplum hayatı açısından son derece normal olan davranışlar, laiklik karşıtlığının tescil belgesi olarak sayılıyor.

Ve tabii ki bu durum, Türkiye’nin en hareketli fay hattı olmaya devam ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin İslam’ı tamamen görmezden geldiği tabii ki söylenemez.

İslam, laik bir yapılanışa rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin özel önem verdiği bir dindir. Bunda da, devletin taa kuruluş safhasında, ana insan kaynağına yönelik değerlendirmelerin etkisi vardır.

Ama, devletin İslam’a verdiği bu önem, aynı zamanda ona ‘İslam’ı tanımlama’ hakkı tanıyor gibi de algılanmıştır.

‘İslam’ı tanımlamak’, ‘Müslümanın hayatında İslam’ın ne kadar yer alabileceği’ni tanımlamaya dönüşmüştür.

Bu da bir Müslüman için şablonlar belirlemek demektir.

Mesela;

- Cumaya gitsin ama içkisini de içsin…

Mesela;

- Kandili önemsesin ama, dilediği gibi eğlenme hakkı da elinden alınmasın…

Aslında Din’in elinde sopası yok. Din sadece kural koyar. O kurala uyar veya uymazsınız, uymanız veya uymamanıza göre ‘Din içindeki konumunuz’, yani ‘Dini gönderen kudret yanındaki yeriniz’ belli olur.

Özellikle laik bir ülkede, dine bağlı bir yaptırım söz konusu olmaz.

Ama bizde birileri, dinin, manevi yaptırımından da kurtulmak istiyor ve kendi kafasına göre din üretmeyi tercih ediyor. Bu da, din açısından sorun oluşturuyor.

Dinin dediği şu:

İçki içebilirsin, ama bu işin Din açısından günah olduğunu bil. Yaratıcı’ya inanıyorsan, O’nun da bundan hoşnut olmadığını unutma.

Hepsi bu.

Ama bu, içinde ‘Yaratıcıya inanç’ tohumu bulunanlar için az- buz bir sancı oluşturmuyor.

Öyleyse, boşuna, sancıya davetiye çıkarılmamalı.

Küçük jestlerle sorunsuz halledilecek şeyler, kangrene dönüştürülmemeli.

N’olur yani namaz kılacak öğrenciye bir yer tahsis edilse…

N’olur yani başörtüsü takmak isteyen öğrenciye mani olunmasa…

N’olur yani, dileyene, daha sağlıklı bir din kültürü ve eğitimi verilse…

N’olur yani, Cuma vakti namaza göre bir ders ve mesai düzenlemesi yapılsa…

Ya her din mensubu bunları isterse….

İstesin, onların talepleri de uygun şartlarda karşılanmaya çalışılsın…

Bir devlet, toplumun her kesiminin mutluluğunu sağlamaktan öte ne için vardır? Bir devletin misyonu neden, toplumun her kesimi ile problem çıkarmak, toplumun her kesimini yönetimdeki kadroların kafasına göre yeniden tanzim etmek olsun?

Genelkurmay Doğu-Güneydoğu’daki askerlere ‘Bayram namazına gidin’ çağrısı yapmış.

Ben bir generalin bir gazeteci ile mülakâtında, “General olduktan sonra bir subay Cuma namazına gitmekten endişe eder, çünkü bunun terfisine engel teşkil edebileceğini düşünür.” dediğini hatırlıyorum.

Genelkurmay, benzeri bir tavsiyeyi, ülkenin tüm bölgelerindeki subaylara gönderse, toplum artık Cuma’da – Bayram’da, camilerde, haki renkli giysilerle yanyana durabildiğini gözlese, Türkiye’de, toplumsal iklim adına çok şey değişecektir.


Rüşvetten beraate Yargıtay onayı

Ağustos 20, 2008

Yargıtay, eski Niğde Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi İnşaat Bölümü Başkanı Prof. Dr. Zarife Hanmehmet’in ”rüşvet” davasından beraatini onadı.

”İcbar suretiyle irtikap” suçundan yargılandığı dava kapsamında Niğde E Tipi Kapalı Cezaevinde 4 ay tutuklu kaldıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen Prof. Dr. Hanmehmet, 2006 yılında Niğde Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla beraat etmişti.

Niğde Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği ”beraat” kararı, Yargıtay 5. Dairesince onandı.

Prof. Dr. Zarife Hanmehmet, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yüksek Öğretim Kurulunun (YÖK) daveti üzerine Azerbaycan’dan Türkiye’ye geldiğini, yaklaşık 11 yıl bölüm başkanlığı yapmış bir profesör olarak davanın kendisini çok incittiğini söyledi.

Bazı çevrelerce haksızca linç edildiğini savunan Hanmehmet, ”YÖK kanunu gereğince dekan olmam gerekirken engellendim. Dekanlık görevine vekaleten doçentler atandı. Yargılandığım Niğde Ağır Ceza Mahkemesinde beraat ettim. Yargıtay 5. Ceza Dairesi de beraat kararını onadı. Yaklaşık 3 yıldır haksız, mesnetsiz suçlamalarla çok zor günler geçirdim. Adalet yerini buldu, aklandım” dedi.

Prof. Dr. Zarife Hanmehmet, ‘’sınıf geçirme karşılığında öğrenci M.E.G’den 6 bin YTL rüşvet aldığı” iddiasıyla 28 Haziran 2005 tarihinde gözaltına alınmış ve hakkında dava açılmıştı.

(aa)


Abd’de Obama seçilirse Türkiye ne kazanır ne kaybeder?

Ağustos 20, 2008
Obama seçilirse Türkiye ne kazanır, ne kaybeder? 
Star Gazetesi ve 24 TV’nin Washington Temsilcisi gazeteci ve akademisyen Nuh Yılmaz, Amerikan seçimleri ve Türkiye – Amerika ilişkilerini bolgesel ve kuresel parametreler ışıgında degerlendirdi.
SETA Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nda, 14 Ağustos 2008 Perşembe günü 16.00–18.00 saatleri arasında George Mason Üniveristesi’nden Nuh YILMAZ’ın konuşmacı olarak katıldığı bir konferans düzenlendi. STAR Gazetesi ve 24 TV’nin Washington Temsilciliği görevini yürütmekte olan gazeteci ve akademisyen Nuh YILMAZ, konuşmasında Amerikan seçimleri ve Türkiye – Amerika ilişkilerini bölgesel ve küresel parametreler ışığında değerlendirdi. Konferansta şu sorulara cevap arandı:
 
Amerika’yı nasıl anlamalıyız? Amerikan karar alma süreçleri nelerdir? Amerikan dış politikasının iç siyasetindeki yeri nedir? Amerikan karar alma mekanizmasında başkanın gücü ve etkisi nedir?
 
Kasım 2008 sonrası Amerika’yı nasıl bir yönetim bekliyor? Yeni Amerikan yönetimi son sekiz yılın politikalarını tamir mi edecek tahkim mi? Obama ve McCain’in muhtemel başkanlıklarında Amerikan dış politikası nasıl şekillenebilir? Yeni yönetimle ABD’nin İran ve Irak politikalarında yapısal bir değişim mümkün mü? Seçim sonuçları Türkiye-Amerika ilişkilerini nasıl etkileyecek?
 
Konferansın ilk bölümünde Amerikan seçim sisteminin dinamiklerini ve işleyişini anlatan Yılmaz, çok geniş yetkilerle donatılan “başkanlık” konumuna neredeyse kutsal bir pozisyon yüklendiğini, bu nedenle de, sistemin kendi iç işleyişindeki yapısal unsurların belirleyiciliğinin yanı sıra, başkanın tutumunun siyasetin yöneliminde çok etkili olabileceğini belirtti.
 
Nuh Yılmaz konuşmasının ikinci bölümünde Cumhuriyetçi ve Demokrat adayları iç, dış siyaset ve Türkiye ile muhtemel ilişkilerine yaklaşımları açısından değerlendirdi. Konferansın çarpıcı bölümlerinde özetle şu noktalara değinildi:
 
John McCain’in asker kökenli oluşu, Vietnam’daki savaş tecrübesi, vergi, dış politika ve güvenlik gibi konuları öne alması, üst düzey generalleri sorgulama ünüyle en çok hesap soran isim olarak neredeyse bir ulusal kahraman haline gelmiş olması onun kampanyası için sahip olduğu avantajlarıdır. Fakat, Cumhuriyetçi bir aday olarak 8 yıllık Bush yönetiminin faturasını yüklenmek durumunda kalması ve oluşturduğu ekipte neo-con eğilimli kişilere fazlaca yer vermesi dolayısıyla üçüncü Bush dönemi riski oluşturması, yarışa geriden başlamasına yol açmıştır. Bunun yanında, kürtaj ve dini özgürlükler konusundaki görüşleri, yaşı ve soğukkanlılığını koruyamadığı ile ilgili söylentiler, McCain için dezavantaj oluşturmaktadır.
 
Barack Obama ise sürpriz bir aday olarak karşımıza çıktı. Öğrencilik döneminde radikalizm ve aktivizm hareketlerinin içinde bulunan Obama, Chicago’daki senatörlük döneminde Irak’ın işgaline karşı çıkışıyla hafızalarımızda yer almıştı. Dış ilişkiler komitesinde çalıştığı dönemde dış politika konusunda tecrübe kazanan Obama, Demokrat Parti’nin sol-liberal kanadına yakın bir politika izledi ve Ted Kennedy ile benzerlik gösterdi. Obama realist demokratlardan oluşan merkeze yakın kişileri kadrosuna alarak kendisini Amerika’daki müesses nizama kabul ettirdi. Hem “Washington’un kurtları”nı hem de genç isimleri kadrosuna kattı. Ağır toplardan Madeleine Albright, William Perry, Zbigniew Brezinski, Antony Lake, Eric Holder, Colin Powell; gençlerden Phil Gordon, Sementha Power gibi isimlerle Obama, radikallerin beklentilerine cevap verecek bir çiçek çocuk, bir hippi olmayacağını göstermiş oldu. 
 
Obama’nın değişim planı, Bush yönetiminin ABD ve dünyada oluşturduğu maliyeti düşürmeye yönelik bir “imparatorluk restorasyonu”nu hedeflemektedir. Tek taraflı diplomasiden vazgeçilerek sorunların çözümünde bütün tarafların dikkate alınması, Bush’un özgürlük ajandasının yarattığı deformasyonun ahlaki bir restorasyonla giderilmesi, yeni bir ulusal güvenlik vizyonu ve istikrarlı bir yönetim gibi hedefler Obama’nın gündeminin üst sıralarında yer almaktadır.
 
Nuh Yılmaz, McCain’in seçimi kazanması durumunda Türkiye ile ilişkilerde, mevcut Bush yönetimindeki politikaların benzer doğrultuda sürdürüleceğinden hareketle, Obama başkanlığında ABD-Türkiye ilişkilerinin muhtemel seyri üzerinde durdu.
 
Obama başkan seçilirse Türkiye için muhtemel olumsuz sonuçlar;
 
·         Ermeni Tasarısı konusunda ani bir sonuç çıkabilir, fakat seçim dönemi vaatlerinin her zaman tutulmadığını da göz önünde bulundurmak gerekir,
·         Türkiye-İran ilişkileri zedelenebilir,
·         Demokratların klasik baskıları gündeme gelebilir ve Türkiye’nin Irak ile ilgili politikaları etkilenebilir,
·         Enerji konusunda tedbir alınmazsa Türkiye’nin Rusya’dan dolayı avantajlı durumu tehlikeye girebilir.
 
Obama başkan seçilirse Türkiye için muhtemel olumlu beklentiler;
 
·         Özgürlüklerin artışı ve daha istikrarlı bir Türkiye için girişimler ivme kazanabilir,
·         İran istikrara girebilir,
·         Irak’taki Amerikan askerleri azaltılabilir,
·         ABD, Türkiye-Suriye ilişkileri konusunda destekleyici olabilir ve “yönetilebilir krizli” bir Ortadoğu şekillenebilir,
·         İsrail’e koşulsuz desteği çekip, İsrail’i masaya oturmaya ikna edebilir,
·         AB konusunda Türkiye’ye desteği artar,
·         Türkiye ile karşılıklı her alanda ilişki kanallarını çoğaltmaya çalışır,
·         Enerji konusu ön plana çıkartılırsa Rusya ile muhtemel bir gerilim engellenebilir,
·         Müslüman ülkelere nispi bir istikrar getirebilir.